Teknoloji

Bilim açıklıyor: Fırtınada uçak düşer mi?

Uçuş öncesinde meteoroloji raporları, uydu görüntüleri ve tahmin haritaları inceleniyor. Ancak uzun uçuşlarda, kalkışta alınan bilgi tek başına yeterli değil. Asıl iş, havadayken devreye giren “anlık” sistemlerde.

Kokpitteki hava radarı ve “hava kaçınma sistemleri”, bulutların içindeki su yoğunluğunu ve fırtınanın şiddetini renklerle gösteriyor. Kısaca: Bulut ne kadar “su doluysa” fırtına o kadar güçlü kabul ediliyor. Pilotlar da bu görüntüye bakarak hücrelerin ne kadar yüksek olduğunu, hangi yöne gittiğini ve hızını takip ediyor.

PİLOTLAR BİRBİRİNİ UYARIYOR

Bir diğer kritik kaynak da havadaki diğer uçaklar. Aynı frekansta olan pilotlar, türbülans yaşadıklarında bunu anons ediyor. Böylece sadece radar değil, “az önce oradan geçen uçağın” deneyimi de devreye girmiş oluyor. Bu bilgi paylaşımı, fırtınalı bölgeleri daha uzaktan kestirip rota veya irtifa değiştirmenin önünü açıyor.

Havayollarının çoğu, gök gürültülü fırtınalardan en az 20-30 kilometre uzak durulmasını öneriyor. Çünkü fırtınanın şekli ve konumu hızlı değişebiliyor; bu mesafe bir “tampon alan” gibi çalışıyor.

FİLMLERDEKİ GİBİ Mİ?

Gerçekte pilotlar çoğu zaman fırtınanın çevresinden dolaşır. Ama fırtınalar parçalıysa, hücrelerin arasındaki boşluklardan güvenli bir hat da seçilebilir. Yine de amaç “kalbine girmek” değil, kenarından bile mümkün olduğunca uzak kalmak.

Filmlerde sık görülen “üstünden atlama” hamlesi ise her zaman iyi fikir sayılmıyor. Çünkü bazı fırtınalar 40-50 bin feet seviyelerine kadar uzayabiliyor ve kısa sürede yükselip büyüyebiliyor. Üstü sakin görünse bile, fırtına bir anda “kabarmış” olabilir.

TÜRBÜLANS TEHLİKELİ Mİ?

Türbülans çoğu zaman korkutucu ama genellikle tehlikeli değil. Pilotlar bu durumlarda uçağı “türbülans penetrasyon hızına” getirip (uçağın sarsıntıda en dengeli ve en az zorlandığı hız aralığı) daha kontrollü bir şekilde bölgeden geçiyor. Yolcu tarafında en büyük risk ise genellikle kemer takmamak: Ani sarsıntıda savrulmalar bu yüzden yaşanıyor.

Dolu da karşılaşılabilecek bir başka sorun. Çoğu dolu hasarı “maliyet” tarafında kalıyor; kanatta küçük göçükler oluşabiliyor. Daha ağır dolu nadiren camda çatlağa yol açabiliyor, ama bu senaryolar bile ticari uçuşta çok istisnai.

İNİŞTE RİSK ARTIYOR

Asıl hassas nokta, fırtına varken yere yakın irtifalar. Çünkü burada “rüzgâr kırılması” (windshear) riski devreye giriyor: Rüzgârın hızının ya da yönünün çok kısa sürede değişmesi, kalkış ve iniş gibi düşük irtifada uçağı zorlayabiliyor.

Bu yüzden modern uçaklarda rüzgâr kırılması uyarı sistemleri var; ayrıca havalimanları da piste yakın bölgede bu riski izleyen sistemler kullanıyor. Risk görülürse, uçak bekleme paternine alınabiliyor ya da alternatif havalimanına yönlendirilebiliyor. Kararı kaptan verir ama süreç genelde yer operasyon ekibiyle birlikte yürür.

YILDIRIM ÇARPARSA NE OLUR?

Yolcuların en büyük korkularından biri yıldırım. Oysa yıldırımın uçağa isabet etmesi, kulağa geldiği kadar “felaket” anlamına gelmiyor. Ticari uçakların yıldırım darbelerine dayanacak şekilde tasarlandığı, elektriğin çoğunlukla uçağın dış yüzeyinden akıp gittiği anlatılıyor. Kabinde genellikle görülen şey bir ışık patlaması ve yüksek bir ses. Sistemler de nadir bir aksaklık ihtimaline karşı yedekli tasarlanıyor.